Sepetinizde herhangi bir ürün bulunmamaktadır.
Dilerseniz hemen mağazamızdaki ürünlere göz atabilirsiniz.
Toplam :
  Alışverişi Tamamla

Playseba.com'un Açılışına özel tüm ürünlerimiz %40'a varan indirimlerle!

150 TL ve üzeri tüm alışverişlerinizde KARGO ÜCRETSİZ!

150 TL altı siparişlerinizde kargo ücreti 35 TL'dir.

Madeni ve Kağıt Paralar
Henüz bir ürün eklenmemiş.

Madenî para veya eski dilde sikke; altın, gümüş, bakır, bronz, alüminyum vb. madenlerin alaşımından yapılan para.[1] İlkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine, daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir. Sikke kavramı daha çok tarihî madenî paraları tanımlamak için kullanılır. Günümüzde madenî paraları tanımlamak için bozuk para kavramı da kullanılır ancak bozuk para kavramı her zaman 'sadece' madenî paraları kapsamayabilir.

Para

Para, malların alımında ve satımında kullanılan en yaygın değişim aracıdır. Para, fiyatlar ile değerleri ifade eden bir araçtır. İnsanlar ve ülkeler arasında el değiştirerek ticari etkinliklerin yürütülmesini sağlar. Bununla birlikte temel bir zenginlik ölçüsüdür. Taşıma ve ölçme kolaylığı sağlamak gibi özellikleri bulunan paranın asıl önemi, biçiminden ve yapıldığı madenden çok mal ve hizmet alımında herkesin benimsediği bir ödeme aracı olmasıdır. Eskiden, aralarında deniz kabuğu, boncuk, taş ve sığırın da bulunduğu bazı değerli mallar para gibi kullanılıyordu. M.Ö. 8. yüzyılda Çin'de, para yerine çapa, tırmık gibi bazı tarım aletlerinin küçük modellerinin yapılıp kullanıldığı bilinmektedir.

Metal paraları inceleyen bilim dalına "nümismatik" denir. Yunanca "nomisma" ve Latince "numisma" sözcüklerinden türetilmiştir. Osmanlıca'da bu kavram "ilm-i meskukat" ya da kısaca "meskukat" (Arapça 'sikke'den) olarak geçmektedir. İlk olarak Lidya'da bulunmuştur.

Sikke

Eski metal paralar "sikke" biçiminde adlandırılırlar. Kazılarda, temel altında veya duvar harcı içinde bulunmuş herhangi bir sikke tabakayı kesin biçimde tespit eder. Aynı zamanda devlet şeklini, bölgesini bildirir, hatta onların incelenmesinden sayısız tarihi olaylar ve gerçekler ortaya çıkar. Ortadan kalkmış şehirlerin isimlerini, kaybolmuş bir heykeli, yıkılmış bir binayı, o zaman var olan ancak bugün yetişmeyen bir bitkiyi, sikkelerdeki tasvirler sayesinde öğrenebiliriz.

Sikke, devletin resmi damgasıyla garantilenmiş, kullanımı kolay madeni bir alım aracıdır. Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyalılar tarafından icat edilmiştir. Altın ve gümüş karışımından meydana gelen elektrondan yapılmıştır. Bu doğal elektronu ilk kez altın ve gümüşe ayırarak sikke bastıran Pers kralı Kyros'tur

Sikkenin kâğıt paraya üstünlüğü madenindendir. Kağıt paranın maddesi değersizdir. Sikkenin hem yapım maddesi değerlidir, hem de daha kullanışlıdır. Bu nedenle daha çok tercih edilmiştir.

Sikkeler, yazılı belgeler ve arkeolojik bulgular ile birlikte incelendiğinde insanlara pek çok konuda bilgi verirler. Örneğin kentlerin ya da devletlerin zenginlik düzeylerine ışık tutarak ekonomi tarihine ışık tutarlar. Devletlerin hangi coğrafyada egemenlik kurdukları ya da ticari ilişkilerinin nereye kadar uzandığı yine bulunan sikkelerle anlaşılabilmektedir.

Sikkelerin ekonomik ve siyasi yaşama ilişkin bilgi vermenin yanı sıra diğer bir yönleri de belgesel özellik taşımalarıdır. Sikkeler ve madalyonlar tarihsel kişilerin resimleri konusunda önemli kaynaklardır. Birçok tarihsel kişiliğin yüzleri bu sikkeler aracılığıyla bilinmektedir. Sikkelerde ayrıca devletle ilgili bilgiler, şehir adları, bina, heykel veya bitki tasvirleri bulunabilmektedir ve bu yönüyle de önemlidirler.

Malzemeler

Eski çağlarda yapılan sikkelerde kullanılan başlıca metaller arasında altın, gümüş, bakır, altın ve gümüş karışımı olan elektron, tunç ve pirinç sayılabilir. Anadolu'da ilk metal paralar elektrondan yapılmıştır. Değerli metallerin para yapımında kullanılması 20. yüzyıla kadar sürmüş ancak kâğıt paranın yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk edilmiştir. Günümüzdeki bozuk para ihtiyacı için yapılan metal paralarda nikel, bakır-nikel, tunç, alüminyum ve tunç-alüminyum gibi metal ve alaşımlar kullanılmaktadır.

Paraların metalden yapılması, dayanıklılığının yanı sıra, metalin eritilip bir kalıba dökülerek biçimlendirilmesindeki kolaylıktan da geliyordu. Bu nedenle döküm, para basımının en önemli işlemlerinden biri olmuş, hatta pek çok yerde para yalnız döküm yoluyla üretilmiştir. Ancak içerisine daha değersiz metaller karıştırarak paranın değerinin düşürülebildiği, böyle bir paranın da ilk bakışta gerçek değerde olandan ayırt edilemediği anlaşılınca, bu durumu önlemek için farklı yöntemler denenmeye başlanmıştır.

M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da para, eriyik haldeki metalin düz bir yüzey üstüne dökülmesiyle yapılıyordu. Altları düz olan bu paraların üsleri metal eriyiğindeki yüzey gerilimi nedeniyle hafif yuvarlak oluyordu. Bunu düzeltmek için çekiç ya da tokmak gibi aletler kullanılıyordu. Bir süre sonra bu aletlerin üzerindeki girinti ve çıkıntıların paranın üstünde iz bıraktığı fark edilince, bunun düşük değerde para basımını engellemekte kullanılabileceği düşünüldü. Ardından paranın üstüne, değişim değerinin resmen onaylanması anlamına gelen yönetici ya da devlet işaretleri işlenmeye başlandı.

Eski çağlardan günümüze ulaşan para kalıplarının çoğu tunçtan yapılmıştır. Romalıların demir kalıplar da kullandığı bilinmektedir. Alt kalıbın içine yerleştirilen metalin üstüne, bir sapın ucundaki üst kalıp konulup çekiçle vurularak arada kalan madene hem ince pul biçimi verilir, hem de istenen işaretler işlenirdi. Vurmaya dayanan bu para basma yönteminde bir süre sonra metal eriyiği doğrudan alt kalıbın içine dökülmeye başlandı. Bu yöntemle, alt kalıp bozulmadan 10-20 bin para basılabileceği, çekiç darbelerinden direkt olarak etkilenen üst kalıbın ise bunun yarısı kadar para basımına elvereceği bilinmektedir. Bir kalıpta bir kişinin çalıştığı küçük darphanelerde saatte 100 tane sikke yapılabileceği bilinmektedir.

Kalıplarda yapılan değişiklikler paraların biçiminin yanı sıra üretim etkniklerini de etkiledi. Sasaniler döneminde İran'da 220'den sonra ince kalıp kullanıldı. Bu da hem daha ince paraların yapılmasına, hem de bunların üstündeki kabartmaların daha alçak tutulmasına yol açtı. Bizans aracılığı ile Avrupa ülkelerine geçen bu yöntem, Bazı Frank ve Sakson krallıklarında da aynı paranın üstüne, her biri yalın işaretler taşıyan birkaç kalıpla baskı yapılır, böylece daha karmaşık bir kabartma elde edilirdi. Avrupa metal paralarında hem kabartma, hem de oymalar bulunurken, İslam ülkelerinin paralarında oyma daha ağır basmaktaydı.

Gümüş para yapımında, önce gümüş ince bir katman biçiminde dökülür, sonra da eriyik tam soğumadan çekiçle istenilen kalınlığa getirilirdi. Aşağı yukarı 10. yüzyılda gerçek para boyutlarından biraz daha büyük dörtgen parçalar hazırlanmaya, daire biçimindeki kalıbın içine yerleştirilip sıkıştırıldıktan sonra yanlardaki fazlalıklar kesilerek alınmaya başlandı. Metal para bastırmak karşılığında kullanılan "sikke kestirmek" deyimi buradan gelmektedir.

15. yüzyılda para basımının hızlanması, daha iyi kalıpların yapılmasına yol açtı. Bunlardan biri demir kalıptı. Kalıbın içine karbon konup fırına veriliyor, bu da onun çeliğe dönüşerek daha sertleşmesini sağlıyordu. Paraların kenarının kesilip değerlerinin düşürülmesi tehlikesine karşı da buraya çentikler yapmak, tırtıklar açmak ya da bir yazı kazımak gibi önlemler uygulanıyordu. Ayrıca kalıpları, çekiçle vurmak yerine vida ile sıkıştırarak üstlerindeki işaretlerin paraya geçmesini sağlayacak yöntemler de geliştirildi. Bu yöntem 16 yüzyılda İtalya ve İngiltere'de de kullanıldı. 16. yüzyılda Almanya'da döner kalıplar geliştirilmeye başlandı. Bunlar üstüne kabartma yapılacak metali kendi kendine içine alıp baskıdan sonra da dışarı çıkaran eğri yüzlü kalıplardı. Bu yöntemle para yapılacak metalin kalıplara küçük parçalar biçiminde tek tek yerleştirilmesi yerine, baskı yürüyen bir bant üstünde yapılarak üretim hızı artırılabiliyordu. Daha sonra baskıda çekiç yerine vida ile sıkıştırma yöntemi kullanıldı. Bu teknik 18. yüzyıla kadar kullanıldı.

19. yüzyılda geliştirilen buhar makinesi kısa sürede para yapımında kullanılmaya başlandı. Kalıplar için ise niteliği yükseltilmiş çelikten yararlanılmaya başlandı. Günümüzde kalıpların yapımı, paraların basımı gibi işlemler elektrikli makinelerle gerçekleştirilmekte, kullanılan metallerin özelliklerini ve niteliklerini belirlemek, basılan paraların denetimini yapmak için de bilgisayarlardan yararlanılmaktadır. Çeşitli eritme ve arıtma süreçlerinden geçirilen metaller dakikada yüz metal para basan makinelere gelmekte, basımdan sonra, artanlar ya da eskimiş paralar yeniden üretilmek üzere fırınlara gönderilmektedir. Bir kalıpla 200 binden fazla para basılabilmektedir.

İslam Ülkelerinde

İslam ülkelerinde dinar (altın) dirhem (gümüş) ve fels (bakır) olmak üzere üç tür metal para kullanıldı. Yüzyıllarca Roma, Bizans ve Sasani paralarının sürümde kaldığı Ortadoğu'da ilk İslam parası Halife Ömer döneminde (634-644), Sasani paraları üstüne İslama özgü bazı işaretlerin kazınması ile oluşturuldu. Emevi halifesi I. Muaviye, Sasani paralarına kendi kılıçlı tasvirini koydurttu. Halife Abdülmelik ise 693'te bir yüzünde kendi resminin bulunduğu ilk İslam dinarını bastırdı. Bu paranın öbür yüzünde kelime-i tevhid yazılıydı. 694'te Emevi eyaletlerinde gümüş İslam paraları basılmaya başladı. Emevi Dinarı, Bizans solidus'una eşit saf altın, dirhem de saf gümüştü. Metal paraların üzerine hükümdar ve halifelerin adlarının yazılmasını ilk kez Emeviler uyguladı. 9. yüzyılda İslam sikkelerinin biçimi temel kurallara bağlandı. Paranın üstüne egemenliği tanınan halifenin ve hükümdarın adı, sultanın ya da melikin kendisinin ve babasının adı, hükümdarlık unvan ve lakapları, kelime-i tevhid, paranın basıldığı kent ve basım yılı yazılmaya başlandı. Halifeden ve sultandan bağımsızlık izni alan küçük beyler de adlarını taşıyan sikke bastırmayı egemenliklerinin gereği sayıyorlardı. Örneğin parasındaki özel unvanları arasında "ed-devle" ile biten bir tamlamanın bulunması o hükümdarın bağımlılığını, "ed-dünya" sözünü içeren bir unvanın bulunması ise bağımsızlığını belli ediyordu. Bunun gibi "melik", "sultan", "emir" unvanlarının da siyasal anlamları vardı. Bu unvanları tamamlayan "el-kamil", "el-adil", "ebu'l-muzaffer", "ebu'l-feth", "el-gazi" gibi lakaplar da siyasal, dinsel ve askeri anlamlar taşıyordu. Karahanlılar, Samaniler ve Büyük Selçuklu Hanedanı'ndaki bu gelenek başka devletlere de yayıldı. Müslüman olmayan komşu devletlerle sürdürülen ticaret ilişkileri, insan tasvirli İslam sikkelerinin de çıkarılmasına yol açtı.

İlk Osmanlı gümüş parası akçenin 1326'da Orhan Gazi adına kesildiği kabul edilir. Ancak babası Osman Gazi döneminde basılmış bir akçe parçası da bulunmuştur. I. Beyazid gümüş ve bakır Osmanlı paraları için düzenlemeler getirdi. II. Mehmed dönemine kadar akçe ve pul denilen sikkelerle Venedik Dukası sürümdeydi. II. Mehmed 1447'de sultani olarak bilinen ilk Osmanlı altınını bastırdı. İlk tuğralı Osmanlı paraları III. Mehmed adına basıldı. 1625'te alınan "tashih-i sikke" kararından sonra kuruş, 1640'ta da para adı verilen metal paralar basıldı. 1687'de sikkelerin hepsine darphane damgası vurulması kararlaştırıldı. 18. yüzyılın başında Osmanlı piyasasında cedid, İslambol, şerifi gibi yerli altın paralardan başka yaldız, frengi, esedi, zolata, Abbasi, tümen gibi yabancı altın ve gümüş paralar da sürümdeydi. Yerli ve yabancı paraların pariteleri arasındaki fark altın ve gümüş kaçakçılığına yol açıyor, bu durum da ekonomiyi sarsıyordu.

18. yüzyılın ikinci yarısında "zer-i mahsub" serisi altın ikilik, üçlük, beşlik ve onluklar çıkartılırken, üstlerine "duribe fi Konstantiniye" yerine "duribe fi İslambol" ifadesi konuldu. 19. yüzyılda dünya piyasalarında altının giderek değer kazanması nedeniyle metal paraların paritelerinin sık sık yeniden belirlenmesi gerekti. II. Mahmud'un (1808-39) son yıllarında Osmanlı sikkelerinin basımı ve birimleri konusunda köklü yenilikler gerçekleştirildi. Abdülmecid 1840'ta çıkardığı bir fermanla bütün metal paraların yenilenmesini istedi. Darphanede sarkaç sistemine geçildi. 22 ayar, yüzlük serisi altın ve gümüş Mecidiyeler çıkarıldı. Bakır sikkeler de 5, 10, 20 ve 40 para olarak basıldı. Maliye Nezareti içinde kurulan Meskukat-ı Şahane İdaresi altın ve gümüş fiyatlarındaki değişmeleri de dikkate alarak Osmanlı Mecidiyesi'ne göre eski Osmanlı ve yabancı paraların kurlarını belirliyordu. Osmanlı Bankası'na banknot çıkarma yetkisinin verilmesinden (1863) sonra, 1881'de Meskukat-ı Osmaniye Kararnamesi yayınlandı. 26 Mart 1916'da çıkarılan Tevhid-i Meskukat Kanunu'yla Osmanlı metal paraları altın, gümüş ve nikel olarak belirlendi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı metal paraları sürümde kaldı. 1924 ve 1925'te çıkarılan 411 ve 624 sayılı yasalarla altın ve gümüş para sistemine son verildi.

Nümismatik sözcüğü; klasik çağ Yunancasında "nomos" (kanun) ve "nomisma" (gelenek, ölçü ve sikke) anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir ve sikke bilimi anlamına gelmektedir. Bu bilim dalı sikkenin her türü ve biçimiyle ilgilenir. Kendisine uğraşı alanı olarak nümismatiği seçen ve bilimsel yaklaşımlarla sikkeleri inceleyen kişilere de nümismat denir.

Sikkeler; ilk basılışlarından bu yana, yüzyıllar önce yaşamış toplumlar hakkında bilgiler veren ve tarihi konuşturan belge niteliğindeki nesnelerdir. Bu özellikleri nedeniyle bu nesnelerin incelenmesi bir bilim dalı olarak kabul görmüş ve nümismatik bilimi doğmuştur.

İlk kez 2600 yıl önce Batı Anadolu'da basılan sikkeler, birbirinden bağımsız olarak yalnızca birkaç toplumda; Anadolu'da, Hindistan'da ve Çin'de ortaya çıkmıştır. Bu nedenle sikke biliminde üç ayrı gelenekten ya da ekolden söz etmek mümkündür.

Yeryüzünün Anadolu-Akdeniz havzası ve Ortadoğu bölgelerini kapsayan bölümünde çeşitli zaman dilimlerini kapsayan sınıflandırmalar da yapılmaktadır. Örneğin sikkenin icadından Bizans Devletinin sonuna kadar basılan sikkeler "Antik Nümismatik" adı altında incelenirken, orta çağ İslam Devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemi sikkeleri "İslami Nümismatik" adı altında incelenir.

Bozuk para, günlük yaşantımızda sıklıkla kullandığımız, alışveriş ve diğer finansal işlemlerde kullanılan madeni para birimleridir. Bozuk para madeni para olarak da anılır. Günümüzde de varlığını devam ettiren bozuk para neyden yapılır, yapım süreci nasıldır soruları da merak konusu olmuştur. Bu yazımızda da bozuk para yapımında kullanılan malzemeler, hammaddeler ve üretim süreci hakkında merak edilenleri araştırdık. İşte tüm bilinmeyenleriyle bozuk para yapım süreci hakkında her şey…

Bozuk Para Neyden Yapılır?

Bozuk paralar, genellikle bakır, nikel, çinko, alüminyum ve bazen de değerli metaller olan gümüş ve altın gibi metallerden yapılır. Bu metaller, bozuk paraların aşınma ve korozyona karşı dayanıklı olmasını sağlar. Bozuk paralar, sıklıkla bu metallerin alaşımlarından yapılır; bu, paraların fiziksel özelliklerini ve dayanıklılığını optimize eder.

Bozuk Para Nasıl Yapılır?

Bozuk para yapımı, temel olarak şu adımları içerir:

  • Maden işleme: İlk adım, metallerin madenden çıkarılması ve işlenmesidir. Bu süreç, cevherlerin kazılması, öğütülmesi ve ardından metalin cevherden ayrılmasıyla gerçekleşir.
  • Alaşım hazırlama: Elde edilen metaller, bozuk para yapımında kullanılacak alaşımları oluşturmak için karıştırılır. Bu alaşımlar, paraların fiziksel özelliklerini ve dayanıklılığını optimize eder.
  • Kalıp hazırlama: Bozuk paraların tasarımı ve boyutlarına göre özel kalıplar hazırlanır. Bu kalıplar, bozuk paraların şekil ve desenlerini belirler.
  • Döküm veya dövme: Alaşımlar, istenen şekil ve boyutlara sahip olacak şekilde kalıplara dökülür veya dövülerek şekil verilir.
  • Kesme ve temizleme: Döküm veya dövme işleminin ardından, bozuk paralar kesilir ve temizlenir. Bu işlem, paraların düzgün ve parlak bir yüzey elde etmesini sağlar.
  • Damgalama: Bozuk paraların üzerine değer, tarih ve diğer semboller damgalanır.
  • Son işlemler: Damgalama işleminden sonra, bozuk paralar cilalanır ve gerekiyorsa boyanır. Son olarak, paralar kalite kontrol sürecinden geçer ve dolaşıma sunulur.

Bozuk paralar, ekonomik faaliyetlerde kullanılan küçük para birimlerini temsil etmek için yapılır. Alışveriş ve diğer finansal işlemlerde kullanılır ve insanlar arasındaki değer değişimini sağlar. Ayrıca, bozuk paraların kullanılması, daha büyük değere sahip banknotlarla yapılan işlemlerde kolaylık sağlar ve alışverişlerde daha hassas fiyatlandırma elde etmeye yardımcı olur.

Bozuk Para Hammaddesi

Bozuk para yapımında kullanılan hammaddeler şunlardır:

  • Metaller: Bakır, nikel, çinko, alüminyum, gümüş ve altın gibi metaller bozuk para üretiminde kullanılır. Bu metaller, dayanıklı ve aşınıma dirençli paralar üretmek için kullanılır.
  • Alaşımlar: Bozuk paralar, genellikle dayanıklılığı ve fiziksel özellikleri optimize etmek için bu metallerin alaşımlarından yapılır.
  • Diğer malzemeler: Bozuk para yapımında kullanılan diğer malzemeler arasında, temizlik ve cilalama kimyasalları, boyalar ve koruyucu kaplamalar bulunur.

Bozuk Para Yapımı Malzemeleri

Bozuk para üretiminde kullanılan malzemeler şunlardır:

  • Metal levhalar: Bozuk paraların ana malzemesi olan metal levhalar, döküm veya dövme işlemiyle şekil verilir.
  • Kalıplar: Bozuk paraların şekil ve desenlerini belirleyen özel kalıplar, üretim sürecinde kullanılır.
  • Damga ve baskı ekipmanları: Değer, tarih ve diğer sembollerin bozuk paraların üzerine basılması için damga ve baskı ekipmanları kullanılır.
  • Kesme ve temizleme araçları: Bozuk paraların kesilmesi, temizlenmesi ve cilalanması için kesme, zımpara ve cilalama araçları kullanılır.
  • Kalite kontrol ve paketleme ekipmanları: Üretilen bozuk paraların kalitesini kontrol etmek ve paketlemek için çeşitli ekipmanlar kullanılır.

Günümüzde, bozuk paraların yanı sıra dijital ödeme sistemleri de giderek daha popüler hale gelmektedir. Ancak, bozuk paraların fiziksel varlığı ve kabul edilebilirliği, onları ekonomide önemli bir araç olarak korumaktadır. Bozuk paralar, tüm dünyada farklı tasarımlar, metaller ve alaşımlarla üretilir ve ülkelerin ekonomik ve kültürel değerlerini yansıtır. Her ne kadar dijitalleşmeyle birlikte kullanımı azalsa da bozuk paraların ekonomik yaşantımızda önemli bir rol oynamaya devam ettiğini görmekteyiz.

Türkiye Cumhuriyeti madenî paraları

İlk Türk lirası

1922-23'te alüminyum-bronz 2 1⁄2, 5 ve 10 kuruş ve nikel 25 kuruştan oluşan yeni bir madenî paralar tanıtıldı. Bunlar, Arap alfabesiyle yazılan son Türk madenî paralarıydı.

1934 yılında 1 lira değerindeki gümüş paralar basıldı, ertesi yıl bakır-nikel 1, 5 ve 10 kuruş, gümüş 25 ve 50 kuruş ve 1 Türk lirasından oluşan yeni bir madenî paralar basıldı. Alüminyum-bronz 1⁄4 kuruş paralar, 1940-1942 yılları arasında bu değeri taşıyan son paralardır. Nikel-pirinç paralar 1944'te 25 kuruşta gümüşün yerini almış, 1947-1949 yılları arasında piyasaya sürülen pirinç 1, 2 1⁄2, 5, 10 ve 25 kuruşla değiştirilmiştir. Gümüş 50 kuruş ve 1 lira 1948'de, bakır-nikel 1 lira 1957'de tedavüle çıkarıldı.

1958-1963 yılları arasında bronz 1, 5 ve 10 kuruş ve çelik 25 kuruş, 1 ve 2 1⁄2 lira, ardından 1971 ve 1974'te çelik 50 kuruş ve 5 lira piyasaya sürüldü. Alüminyum, 1975'te bronzun yerini aldı. Bu paralar ise 1980 yılına kadar basıldı.

1981 yılında enflasyonun hız kazanmasıyla birlikte 1, 5 ve 10 liralık alüminyum madeni paralar piyasaya sürüldü. Bunu zamanla daha yüksek kupürler izledi: 1984'te 20, 50 ve 100 lira, 1985'te 25 lira, 1988'de 500 lira, 1990'da 1.000 lira, 1991'de 2.500 lira, 1992'de 5.000 lira, 1994'te 10.000 lira, 1995'te 25.000 lira, 50.000 1997'de lira ve 1999'da 100.000 lira. Bu 2002'de 250.000 liralık madeni parayla zirveye ulaştı.

İkinci Türk lirası

2005-2008

1 Ocak 2005 ile 31 Aralık 2008 arasındaki geçiş döneminde, Türkiye'de ikinci Türk lirası resmi olarak "Yeni Türk lirası" olarak adlandırıldı. 2005 yılında 1, 5, 10, 25 ve 50 yeni kuruş ve 1 yeni lira değerinde madeni paralar piyasaya sürüldü. 1 yeni kuruş pirinç, 5, 10 ve 25 yeni kuruş ise bakır-nikel, 50 yeni kuruş ve 1 yeni Türk lirası bimetalik olarak basıldı. Tüm paraların arkasında Mustafa Kemal Atatürk portresi bulunmaktadır.

Avrupa Merkez Bankası'nın endişelerine rağmen, 50 yeni kuruş ve 1 yeni liralık madeni paraların boyutları ve kompozisyonları, sırasıyla €1 ve €2'luk madeni paralara açıkça benzemektedir. Ayrıca, o dönemde bir dizi otomat 1 yeni Türk lirasını €2 olarak kabul ettiğinden, Euro bölgesinde otomat kullanan işletmelerde (özellikle havalimanlarında) sorun yarattı. €2 kabaca dört kat daha değerli olduğundan, etkilenen otomat makinelerinin masrafları sahiplerinin pahasına yükseltilmesi gerekiyordu.

2009-günümüz

1 Ocak 2009'dan itibaren "yeni" ibaresi, ikinci Türk lirasından çıkarıldı ve Türkiye'deki resmi adı tekrar "Türk lirası" oldu; 1, 5, 10, 25, 50 kuruş ve 1 lira kupürler halinde "yeni" olmayan yeni madeni paralar piyasaya sürüldü. Ayrıca 50 kuruş ve 1 liralık madeni paraların iç ve dış alaşımları tersine çevrildi.

Nisan 2023'te, artan üretim maliyetlerinden dolayı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından ₺1'nin ağırlığı düşürülmüş ve kalınlığı inceltilmiştir.

BANKNOT

 

Banknot ya da kâğıt para; taşıyana üzerinde yazan miktarın ödenmesi basan kurum tarafından garanti edilen, faiz taşımayan, yasal bir ödeme aracı. İngilizce'deki bank ve note yani banka ve not kavramlarının birleşiminden gelir. Banknotun, altın, gümüş, döviz gibi menkul kıymetlerden teşekkül eden bir karşılığı bulunmayabilir. Eskiyen para tedavülden çekilerek imha edilir.

Banknot, 17. yüzyıldan başlamak üzere bilhassa tarihte I. Dünya Savaşına kadar geniş bir tatbik sahası bulmuştur. Emtia (mal), arazi gibi servet unsurlarının karşılık olarak kullanıldığı görülmüşse de, altın ve gümüş gibi kıymetli madenler, en ziyade kullanım sahası bulan karşılıklar olmuştur. Banknotlar, bankalar tarafından ihraç edilebildiği gibi devlet tarafından da çıkartıldığı görülmüştür. Banknotlar, yüzde yüz bir karşılık gösterilerek ihraç edilirse, bu kâğıttan paraya temsili kâğıttan para adı verilmektedir (altın ve gümüş sertifikaları). Kısmi bir karşılığı olan kâğıttan paraya ise itimada dayanan kâğıttan para veya banknot denilmektedir. Banknotlar itibar görmeleri için döviz ve/veya kıymetli madenlere dayalı çıkartılarak hayatlarına başlamış olsalar da gönümüzde bunlar için tutulması gereken bir zorunluluk bulunmamakta ve dolayısıyla büyük kısmı itibari olarak basılmaktadır.

Banknot, para birimi yasasından sonra yetkili bankalar tarafından tedavüle çıkarılmış, tutarı para değeri birimlerinin ortalaması üzerinden belirlenen kâğıt paradır. Banknot bir ödeme aracıdır. Para birimi yasasından sonra tedavüle çıkan banknotların bedelini ödeme yükümlülüğü olmadığı için, bu para birimi mal ya da hizmet takasına ilişkin herhangi bir kanuna bağlı değildir. Banknotlar bu yüzden talep hakkı sağlamaz. Aksine tedavüle çıkaran merkez bankasına karşı bir güvene dayanan yasal bir değer ortaya koyar. Ayrıca karşılık olarak borç durumdaki şahıs veya kuruluşlar, talepleri banknotlarla karşılama (ödeme) hakkına sahiptirler. Buna karşın hisse senediyle (değerli kâğıt) borç silme (kapama/ödeme) hakkı bulunmamaktadır.

Banknotlar kâğıt olma özelliklerinden dolayı halk dilinde kâğıt para olarak da tanımlanırlar. Banknotlar ve sikkeler (metal para) nakit para kabul edilir.

Banknotun tarihi

Banknotun ortaya çıkışında ise tarihsel olarak bankalar etkin olmuştur. Değerli madenler (altın para, gümüş para) güvenlik açısından bankalara emanet edilmiş ve karşılığında bu durumu ispatlamak için bankadan bir belge alınmıştır. Alışveriş sonrasında tacir paranın kendisini karşı tarafa vermek yerine bu belgeyi vermiştir. Belgeyi elinde bulunduran kişi artık bankadaki paranın sahibi olmuştur. Ya da tacir müşterisinin paranın bir kısmını çekebilmesine olanak sağlamak üzere bankaya bir ödeme emri içeren imzalı bir kâğıt göndermiştir (günümüzdeki “Çek” benzeri bir uygulamadır, ancak çağdaş bankacılık sisteminde elbette ki aralarında belirgin farklar vardır).Böylece değerli madeni taşıma güçlüğünden ve risklerden kurtulma olanağı sağlanmıştır.İşte bankaların kendi ellerinde müşterilerinin değerli madenlerinin bulunduğuna dair verdikleri bu güvence belgesine Bank-Note (Banka Notu) adı verilmiştir.

Ticaretin ve mali işlemlerin öneminin artmasıyla sikkelere duyulan ihtiyaç gitgide artmıştır. Sahtecilikten duyulan endişe sebebiyle sikkeler istenilen kadar yüksek bir nominal değere sahip olamamıştır. Büyük miktardaki paralarda çok sayıda ihtiyaç duyulan sikkeler oldukça kullanışsızdı. Bu yüzden kullanışlı bir ödeme aracının ne kadar gerekli olduğu meydana çıkmıştır. Hem bu gereklilik hem de yönetimin finansal problemleri nedeniyle, günümüzde yerini elektronik cari hesap, bankamatik ve kredi kartlarının aldığı, yeni ödeme şekli olan kâğıt paralar hazırlanmıştır.

Paranın tarihi

Tahıl, meyve, sebze, tavuk, midye, gümüş, inek ve altın gibi geçerli mallar, takas aracı olarak kullanılarak para işlevi kazanmışlardır. Para sınırlı; fakat yeterli miktarda mevcut olan ve genel takas ve ödeme aracı olarak kullanıma giren dayanıklı doğal gereçler olarak ortaya çıkmıştır (mal şeklindeki para). Bunlar bazen doğal araç gereçler, bazen de takılardan (ziynet para) oluşmaktaydı ya da çiftlik hayvanları gibi genel olarak kullanılan yararlı mallardı. Ortaçağda özellikle metal, gümüş çubuk, takılar ve değerli sikkelerin ödeme aracı olarak kullanıldığı Slav ve İskandinav doğu denizi bölgelerinde ağırlık ve tartma üzerine kurulu ekonomi anlayışı söz konusuydu. Burada metal, özellikle de gümüş çubuklar, takı malzemeleri ve yabancı sikkeler ödeme aracı olarak belirleyici nitelikteydi. Ayrıca sikkelerde ağırlık tek başına, çift yönlü tartma yöntemiyle alıcıyı satıcıyı belirlemekteydi.

Genel

Her ulusun, ülkenin merkez bankası tarafından tedavüle çıkarılan kendi banknotları vardır. Avro banknotlarının yanı sıra Güney Karayipler bölgesinin banknotları, Batı Afrika ve Orta Afrika ülkelerinin banknotları gibi birden fazla devlet tarafından basılan ve kullanılan banknotlar da istisnai olarak bulunmaktadır. Günümüzde banknotlar sadece İskoçya, Kuzey İrlanda, Hongkong ve Makao’da özel bankalar tarafından basılmaktadır. Bir devlet bankasının özel ya da resmi olup olmadığının kesin ayrımı birçok ülkede ne eski dönemlerde ne de günümüzde yapılmıştır. Çünkü birçok devlet bankası, şahısların sahip olabileceği hisse senetleri ve bonolar çıkartmıştır. Örneğin, 1923 yılından önceki İmparatorluk Bankası.

Materyal

Banknotlar genellikle kâğıttan yapılır -bazen ham maddeden- ve birçok ülkede hala kâğıt şeklinde basılır; fakat farklı maddeler de kullanılabilir (Örn. sentetik madde, polimer). Avro banknotların kâğıtları saf pamuktan yapılmaktadır. Polimer banknotlar Avrupa’da Romanya’da tedavüle çıkmıştır. Ayrıca Kuzey İrlanda’da Northern Bankası’nda da çıkarılmaktadır. Polimer banknotlara Avrupa dışında dönence ve dönencealtı bölgelerindeki ülkelerde rastlanabilir: Avustralya, Bangladeş, Brezilya, Brunei, Şili, Birleşik Çin Cumhuriyeti, Endonezya, Kuveyt, Malezya, Meksika, Nepal, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Sambia, Samoa, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Tayvan, Tayland ve Vietnam.

Polimerden yapılan banknotların avantajı dayanıklı olmasıdır. Üretiminde kâğıt banknotlara göre daha masraflıdır ve bazı durumlarda hâlihazırdaki banknotlar tarafından işlenememektedir. Sıcaklık bu banknotlara zarar verebilir ve kuru bir hal aldıkları için bu banknotlar kolayca yırtılabilir ve çabuk eskiyebilir.

Banknotların ve güvenlik kâğıtlarının daha önceki imalatçılarından biri, Gmund am Tegernsee’de ve Königstein (Saksonya İsviçresi)’da üretim yerleri olan, Giesecke & Devrien’in şubesi olan Louisenthal kâğıt fabrikasıdır.

Yıpranma

Kâğıt paraların eskime süreleri Türkiye'de 3, ABD'de 18, Almanya'da 55, İngiltere'de ise 10 yıldır.

Üretim maliyeti ve nominal değer ilişkisi

Kâğıt parayı nominal olarak değerli kılan şey devletin verdiği güvencedir. Yani kâğıt paranın imal edildiği maddenin (kâğıt, keten, pamuk vs.) gerçek değeri ihmal edilecek kadar azdır. Devlet otoritesi ortadan kalktığında para değersizleşir ve kağıda dönüşür. Tarihte bunun pek çok örneği vardır. (Buna karşın altının kendisinin gerçek ve süreklilik arz eden değeri vardır ve para olarak kullanıldığında üzerine yazılan değer farklı olabilse de ayrıca gerçek bir değere de sahiptir. Bu durum tarihte de örnekleri görülen yasadışı işlemlerin yapılmasına da imkân vermiştir.)

Nominal (İtibari) Değer: İktisadi bir varlığın üzerinde yazılı olan değerdir. Örneğin: para (kâğıt para, altın para, gümüş para, madeni para), çek, hisse senedi vs. üzerinde nominal değer bulunur. İktisadi varlıklar her zaman nominal değerleri ile alınıp satılmayabilir. Örneğin döviz, hisse senedi farklı değerlerden işlem görebilir. Bu durumda piyasa değeri yani gerçek değeri nominal değerden farklı olacaktır.

Güvenlik

Banknotları imal edenler, paraları kopyalamaya ve sahteciliğe karşı mümkün olduğunca güvenli yapmaya çalışmışlardır. Sahtekârlar her seferinde banknotları kopyalamayı ve piyasaya çıkarmayı denemişlerdir. Modern banknotların, taklidi zorlaştıran ve gerçek banknotların kontrol edilebilmesini sağlayan kademeli olarak düzenlenmiş güvenlik işaretleri bulunmaktadır.

İlk güvenlik kademesi, banknotun herhangi bir alet kullanmaksızın bakıldığında ya da dokunulduğunda tanınabilmesini sağlayan özelliktedir. Ayrıca bir alt katman, su işareti, damga-baskısı, şeffaf tabaka, gömülü güvenlik katmanları, gözle görülebilen baskı rengi (gözle görülür değişken mürekkep) ve renkli fotokopi materyalleri ile üretilemeyen hologram da vardır. 1988/1989 yıllarında 5000 Avusturya şilin banknotu ile banknot, basım tarihinde ilk kez, bir kâğıt para üzerinde ince kâğıt (Kinegramm) kullanılmıştır. Bu durum gözle görülebilen işaretlerin kullanımı yönünde ayar değişimine sebep olmuştur, çünkü dünya çapında bu yöntem kullanılmaya başlanmıştır (Örn. Euro).

İkinci güvenlik katmanı, kopyalanması zor olan, ama bazı basit materyallerle saptanabilen bir yöntemden oluşmaktadır. Bunun yanında mikro yazı (bir büyüteçle saptanabilen) ve ışıltılı veya fosforlu bir desen de bulunmaktadır.

Para ayırma makinesiyle yapılan makineli incelemeler için ya da para yatırma aracı için (Örn. ATM) ayrıca görünmeyen güvenlik katmanları vardır. Bunlar alt katmanın (Kâğıt ya da polimer) ya da baskı renklerinin bir parçası olarak temin edilebilirler. Bunlara, güvenlik katmanının ya da baskı renklerinin fiziksel olarak ölçülebilen özellikleri de dâhildir. En yüksek güvenlik katmanı, bileşimi ve saptama ölçütleri sadece üreticiler ve merkez bankaları tarafından bilinen materyallerin kullanıldığı banknotlardadır. İsviçre frangı dünyada güvenlik seviyesi en yüksek olan banknottur.

Kağıt Para Neyden Yapılır?

Kağıt para, ismine rağmen, aslında saf kağıttan yapılmaz. Daha çok, dayanıklılığı ve aşınmaya karşı direnci artırmak için çeşitli liflerin karışımından yapılır. Bu lifler genellikle pamuk ve/veya ketendir. Bazı ülkeler, özellikle Kanada ve Avustralya, daha dayanıklı ve sahteciliğe karşı daha dirençli olan polimer banknotları kullanmaktadır.

Kağıt Para Nasıl Yapılır?

Kağıt para yapımı karmaşık bir süreçtir ve genellikle bir merkez bankası veya hükümet tarafından düzenlenir. İşte genel bir özet şeklinde kağıt para yapımı:

  • Malzeme Hazırlığı: Kağıt para genellikle kağıttan yapılmaz, daha çok bir tür tekstil olan pamuk ve/veya keten karışımıdır. Bu karışım, para birimlerinin uzun süre dayanabilmesi için kullanılır.
  • Tasarım: Para biriminin tasarımı, genellikle bir ülkenin tarihini, kültürünü ve önemli figürlerini yansıtır. Tasarım aynı zamanda güvenlik özelliklerini de içerir, bu da sahte paraların yapılmasını zorlaştırır.
  • Baskı: Tasarım tamamlandıktan sonra, özel baskı makineleri kullanılarak para birimleri basılır. Bu makineler, mikro-baskı ve renk değiştiren mürekkepler gibi güvenlik özelliklerini de basabilir.
  • Güvenlik Özellikleri Eklenmesi: Bir sonraki adımda, kağıt paraya daha fazla güvenlik özellikleri eklenir. Bu özellikler arasında hologramlar, şeritler, su işaretleri ve özel mürekkepler bulunabilir.
  • Kesim: Basılı sayfalar daha sonra belirlenen boyutlara göre kesilir. Bu, genellikle otomatik bir makine ile yapılır.
  • Kalite Kontrolü: Her bir para birimi, hatalar ve kusurlar için gözden geçirilir. Kusurlu olanlar reddedilir ve geri kalanlar halka dağıtılmak üzere paketlenir.

Bu süreç, genellikle yüksek güvenlik altında ve sıkı kontrollerle gerçekleşir. Kağıt paranın yapımı, hem sanatsal bir süreçtir hem de teknik bir zorluk içerir.

Kağıt Para Neden Yapılır?

Kağıt para, ekonomik işlemleri kolaylaştırmak için kullanılır. Fiziksel bir değer taşımasa da, hükümetlerin ve merkez bankalarının güvencesi ile bir değeri temsil eder. Bu, insanların mal ve hizmetler karşılığında alışveriş yapmasını ve ekonomik faaliyetlerde bulunmasını sağlar.

Ayrıca, kağıt para, metal paraların aksine, daha hafif ve daha taşınabilir olduğu için tercih edilir. Bu özellik, büyük miktarda para taşımayı ve saklamayı daha kolay ve daha güvenli hale getirir. Kağıt paranın diğer bir avantajı da, genellikle yüksek güvenlik özelliklerine sahip olması ve bu nedenle sahteciliğe karşı daha dirençli olmasıdır.

Kağıt Para Hammaddesi

Kağıt paranın ana hammaddesi genellikle pamuk ve/veya keten lifleridir. Ancak, bazı ülkeler polimer banknotlar kullanmaktadır ve bu banknotların hammaddesi genellikle bir tür plastiktir.

Kağıt para yapımında kullanılan malzemeler, liflerden yapılan hamur, güvenlik özelliklerini eklemek için kullanılan çeşitli araçlar ve banknotları basmak için kullanılan mürekkepleri içerir. Ayrıca, banknotları kesmek ve paketlemek için de çeşitli makineler kağıt paranın üretim sürecinde önemli bir rol oynar. Banknotları kesmek ve paketlemek için kullanılan makinelere ek olarak, özel baskı makineleri de gereklidir. Bu makineler, banknotların üzerine karmaşık desenler ve güvenlik özellikleri basar. Ayrıca, banknotların her birine benzersiz bir seri numarası atamak için de kullanılır.

Aslında kağıt para yapımı, çok sayıda farklı malzeme ve özel ekipman gerektiren karmaşık ve hassas bir süreçtir. Bu süreç, genellikle yüksek düzeyde güvenlik önlemleri altında ve yetkili bir hükümet kurumu veya merkez bankası tarafından denetlenir. Bu, kağıt paranın, ekonomik işlemleri kolaylaştırmak ve güvence altına almak için önemli bir araç olmasını sağlar. Sonuç olarak, kağıt para, modern ekonomilerin işleyişinde vazgeçilmez bir rol oynar. Hem bireylerin günlük işlemlerini kolaylaştırır, hem de hükümetlerin ve merkez bankalarının ekonomiyi yönetmesine yardımcı olur.

Türkiye Cumhuriyeti banknotları

1926'da Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı, 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 Türk lirası değerindeki birinci emisyon banknotları tedavüle sürdü. Birinci emisyon, üzerinde hem Fransızca hem de Arap alfabesiyle yazılmış Türkçe metinlerin basılı olduğu son emisyondur. Banknotların ön yüzünde ise Mustafa Kemal Atatürk portresi yer almaktadır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 1937-1939 yılları arasında, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün portresini taşıyan ve ilk kez Latin alfabesiyle yazılmış Türkçe metinlerin yer aldığı yeni banknotları çıkardı. İsmet İnönü'nün portresinin banknotlara konması o dönem çeşitli tartışmalara neden oldu. 1942 yılında 1 Türk lirası yeniden piyasaya sürüldükten sonra, 1944 yılında II. Dünya Savaşı nedeniyle tedavüle sürülmeyen 50 kuruş tedavüle sürüldü. Ancak savaş sonrasında bu iki birim madenî paraya dönüştürüldü.

1950'lerin başında basılan banknotlarda ise Atatürk portresi yeniden yer aldı. 2½ Türk lirası değerindeki banknotlar, 1960 yılında madenî paralarla değiştirildi, aynısı 1974 ve 1981 yıllarında 5 ve 10 Türk lirası değerindeki banknotlarda da oldu. Daha yüksek değere sahip banknotlar 1980'lerde ve 90'larda tanıtıldı: 1981'de 5000 Türk lirası, 1982'de 10.000 Türk lirası, 1988'de 20.000 Türk lirası, 1989'da 50.000 Türk lirası, 1991'de 100.000 Türk lirası, 1992'de 250.000 Türk lirası, 1993'te 500.000 Türk lirası, 1995'te 1.000.000 Türk lirası, 1997'de 5.000.000 Türk lirası, 1999'da 10.000.000 Türk lirası ve 2001'de 20.000.000 Türk lirası.

Birinci Emisyon Grubu (E1)

Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda başkanlığındaki komisyon tarafından 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 liralık kupürlerden oluşan banknotlar belirlenmiş; bir Birleşik Krallık firması olan De La Rue tarafından filigranlı kâğıtlara kabartma olarak basılmıştır.

Bu emisyon grubundaki banknotlar 1928'deki Harf Devrimi'nden önce bastırıldığı için ana metinleri Arap harfleriyle, kupür değerleri ise Fransızca olarak yazılmıştır.

Bu banknotlar 5 Aralık 1927 tarihinde dolaşıma çıkarılmıştır. Tedavülde bulunan mevcut evrak-ı nakdiyeler ise, 4 Aralık 1927 tarihinden itibaren dolaşımdan çekilerek 4 Eylül 1928 tarihinde değerlerini yitirmişlerdir.

İkinci Emisyon Grubu (E2)

3 Ekim 1931 tarihinde Merkez Bankası faaliyete geçmiş para basma yetkisi bu kuruluşa verilmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulduktan sonra, Harf Devrimi'nden önce basılan eski yazılı banknotlar, yeni harfler ile basılmış yeni banknotlarla değiştirilmiştir.

Latin alfabesi ile hazırlanmış yeni banknotlar, 9 farklı değerde ve 11 tertipten oluşmaktadır. Söz konusu banknotlardan 50 kuruşluk olanı Almanya'da, diğerleri ise Birleşik Krallık'ta bastırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından dolaşıma ilk çıkarılan banknot olan 5 Türk liralık banknotu da içeren İkinci Emisyon Grubu banknotlar, 1937-1944 yılları arasında tedavüle çıkarılmıştır.

İkinci Emisyon Grubu içinde hem Atatürk, hem de İnönü portreli banknotlar yer almaktadır.

Bu emisyon grubu içinde Birleşik Krallık'ta bastırılan ancak, II. Dünya Savaşı sırasında banknotları Türkiye'ye getiren geminin Pire Limanında hücuma uğrayıp batması sonucunda denize dökülen İnönü portreli 50 kuruşluk ve 100 Türk liralık banknotlar ile yine Birleşik Krallık'ta bastırılan ancak, Londra'daki bir hava hücumu sırasında basıldığı matbaa zarar gören 50 Türk liralık banknotlar dolaşıma verilmemiştir.

Üçüncü Emisyon Grubu (E3)

Tamamı İsmet İnönü portreli olarak bastırılmıştır. 1942-1947 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır. 6 farklı değerde, 7 tertip olarak Birleşik Krallık, Almanya ve ABD'de bastırılmıştır.

Dördüncü Emisyon Grubu (E4)

2 farklı değerde, 3 tertip olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde bastırılmıştır. 1947 ve 1948 yıllarında dolaşıma çıkarılan banknotların tamamı İsmet İnönü portreli olarak bastırılmıştır.

Beşinci Emisyon Grubu (E5)

Beşinci Emisyon Grubu banknotlar, 7 farklı değerde, 32 tertip olarak basılmış ve 1951-1971 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır.

Dolaşıma verilen banknotlar 1958 yılında Banknot Matbaası kuruluncaya kadar Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık veya Almanya'da bastırılmış olup Türkiye'de basılan ilk banknot Beşinci Emisyon Grubu III. Tertip 100 Türk liralık banknottur. Halk arasında "Mor Binlik" olarak adlandırılan 1.000 Türk liralık banknot da bu emisyon grubu içinde yer almaktadır.

Altıncı Emisyon Grubu (E6)

E6 banknotlar 7 farklı değerde, 18 tertipten oluşmaktadır. 1966-1983 yılları arasında dolaşıma çıkarılan bu banknotlardan I. Tertip 20 Türk lirası Birleşik Krallık'ta, diğerleri ise Türkiye'de basılmıştır.

Yedinci Emisyon Grubu (E7)

1979 yılından itibaren dolaşıma verilmeye başlanan E7 grubu banknotlar 2002 yılı itibarıyla 15 farklı değerde, 36 tertipten oluşmaktadır. Banknotların tamamı Türkiye'de basılmıştır.

E7 Emisyon Grubu banknotlar 1 Ocak 2006 tarihinde tedavülden kaldırılmıştır.

Sekizinci Emisyon Grubu (E8) (Yeni Türk lirası)

28 Ocak 2004 tarih ve 5083 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun" gereğince Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen Türk lirasından 6 sıfır atma operasyonu kapsamında 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren dolaşıma verilmiştir. E8 Grubu banknotlar 6 farklı değerden oluşmaktadır. Bu banknotların tamamı Türkiye'de basılmıştır.

E8 Emisyon Grubu banknotlar 1 Ocak 2010 tarihinde tedavülden kaldırıldı.

Dokuzuncu Emisyon Grubu (E9)

5083 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun"un 1. maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulu Yeni Türk lirası ve Yeni Kuruş'ta yer alan "Yeni" ibarelerini kaldırmaya yetkili kılınmış olup "Yeni" ibarelerinin 1 Ocak 2009 tarihinde kaldırılmasına ilişkin söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı 5 Mayıs 2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.

E9 Emisyon Grubu Türk lirası banknotlar 4 farklı sık bulunan ve 2 farklı nadir bulunan (100 ve 200 TL) kupürden oluşmaktadır. Banknotların tamamı Türkiye'de basılmıştır.

2 Nisan 2013 tarihinde Merkez Bankası, 5 liralık banknotların hakim rengini mor olarak değiştirdi. Yeni banknotlar 8 Nisan 2013'te tedavüle verildi. Sebebi ise 5 liralık banknotların 50 lira ile karıştırılmasıydı.

Nümismatik

Koleksiyonculuğa para ile başlayın

Antikacılığa ilgi duyan ve koleksiyon meraklısı olanlar için en uygun başlangıç noktası, para koleksiyonculuğu. Parçaların kolay bulunur olması ve ekonomik olarak daha ucuza malolması gibi özellikleri, para koleksiyonculuğunu amatör koleksiyoncular için cazip kılıyor

Eğer koleksiyon yapma fikrindeyseniz, şimdi kullandığımız bozuk paralardan işe başlamalısınız. Yok, ille de antika olmalı diyorsanız, eski paraları araştırmaya başlamalısınız.

Hem kolleksiyon hem de antika tutkunlarını tatmin edecek bir uğraş olan para koleksiyonculuğu, yeni başlayanlar için de, çok zor olmadığı için, iyi bir giriş.

Şimdi de eski adı “nümizmatik” olan para koleksiyonculuğu hakkında biraz bilgi edinelim. Nümizmatik sözcüğü, Yunanca “nomizma”(madeni para)dan türemiş ve daha sonra Fransızca “nümizmatik” adını almıştır. Sözcüğün kelime anlamı; “sikke ve madalyonların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim”dir.

Nümizmatik, incelediği nesnelerin zamanla bozulmaması sayesinde sikke ve madalyalarda kullanılan alaşımları ve bunların ağırlıklarını, paraların yeryüzünde dağılımı ve yayılım alanlarını ortaya koyarak; coğrafyanın, tarihinin, dinler ve gelenekler tarihinin, sanat tarihinin ve çeşitli devirlerdeki ticaret sistemlerini inceleyen ekonomi tarihinin başlıca yardımcısı olmuştur.

Roma’da başladı
Para koleksiyonculuğunun başlangıcı Romalılar’a dek ulaşır. Dünyaca ünlü Sezar, Pompeius ilk para koleksiyoncularındandır. Bizde ise para kolleksiyonculuğu ancak 20. yüzyılın başlarında müzeciler tarafından başlatılmıştır.

Nümizmatik alanı içine giren konular kısaca, madeni ve kağıt paralar, madalyalar, nişanlar, hatıra madalyonları ve jetonlar gibi ana dallara ayrılır.

Yeniasır
Uzmanlar, madeni para koleksiyonculuğuna yeni başlayanlara öncelikle biriktirilecek paraların kolaylıkla ve fazla fiyat farkı ödemeden edinilmesini öneriyorlar. Bu da ilk olarak aklımıza günlük alışverişlerimizde kullandığımız madeni bozuk paraların koleksiyonunu yapmayı getiriyor.

Bunu duyduğumuzda “bu paralar hemen herkesde var” dememeliyiz. Çünkü bugün için komple ve çil olarak Türkiye Cumhuriyeti madeni paralarının tam bir koleksiyonu hemen hemen hiç kimsede yok gibidir.

Zaman ilerledikçe görülecektir ki bu koleksiyonu yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çok temiz veya çil durumdaki eski tarihli paraların bulunması oldukça zordur. Hatta bazıları için elegeçirilmeleri olanaksız bile diyebiliriz.

Çil para edinin
Para koleksiyonu yapmanın pul koleksiyonu yapmaya göre bir farkı vardır. O da paranın kullanılması sebebiyle eskimesidir. Pul için de eskime söz konusudur ama, bir pul yapıştırılmak suretiyle sadece bir kere kullanılır ve bu durumda pul, damgalı adını alarak yıkanıp, kağıdından ayrılarak biriktirilir.

Halbuki parada sıksık kullanılan madeni para yıpranır, yıprandıkça koleksiyon değeri azalır. Yani koleksiyon için alacağımız paralar mutlaka çok temiz veya çil olmalıdır. Bir para ne kadar ender olursa olsun şayet çok temiz veya çil değilse, değer kaybeder.

Buna paralel olarak biraz ender bulunan bir para ne kadar temiz ve çile yakın olursa kısa zamanda o kadar değer kazanır. Bu nedenle uzmanlar koleksiyonculara olabildiğince çil para edinmelerini öneriyorlar.

Bir diğer konu da, yapılacak koleksiyonun başlangıçta mümkün olduğu kadar tamamlanması ve dar çerçeveli bir koleksiyon olmasıdır. Yani tüm dünya veya tüm Avrupa memleketlerini içeren bir madeni para koleksiyonu yapmak oldukça zor ve masraflıdır. Bölük pörçük, tamamlanamamış bir koleksiyon hiçbir zaman değer taşımaz.

Bu nedenle edinilmesi kolay olan Cumhuriyet madeni paralarıyla işe başlanmalıdır. Hele hele biraz da bu işten zevk almaya başlamışsak daha gerilere gider, modern Osmanlı madeni paraları ya da Osmanlı madalya ve madalyonları konusuna da uzanabiliriz.

En ekonomik yol
Yurdumuzda para koleksiyonculuğu bizler tarafından yeterince benimsenmemiş ve dolayısıyla eski tarihli paralar kullanılmaktan aşınmış bir durumda bulunuyorlar. Bu nedenle çil durumda bulunan paraları almakta tereddüt etmemeli ve hatta maddi durumumuz buna elveriyorsa bu tip paralardan birden fazla sayıda satın alınmalı.

Yurdumuzda genellikle koleksiyoncu elinde koleksiyonuna dahil edeceği temizlikteki paraları bulmakta zorlu çektiği için bu paraların değerinden bile fazla bir bedel teklif edildiği halde çoğu kez bunları satmamakta ama kendisinde mevcut olmayan diğer bir koleksiyonluk para ile rahatça değiştirme işlemini kabul etmektedir.

İşte bu yüzden bu paradan bende var demeyip eğer maddi gücümüz elveriyorsa aynı paradan birkaç tane alıp bir kenara koymalı diyor bu işle uğraşanlar. İleride mutlaka bunun yararının görüleceğini iddia ediyorlar.

Elbette her parayı her zaman çil durumda bulamayız. Bunun için de koleksiyondaki paraları, daima daha iyilerini yerine koymak suretiyle, değiştirmeliyiz.

Burada dikkat edilecek nokta, eksik olan fakat çil olmayan parayı satın alırken mümkün olduğu kadar ucuza satın almaktır. Bu da gümüş gibi değerli madenden yapılmış nadir olmayan bir para için, maden fiyatının azami yüzde elli ile yüzde yetmiş beş fazlasını kapsar.

Çok yüksek bedeller vererek bu paraları edinmek, pek tavsiye edilmiyor. Çünkü ileride bu paranın çili bulunduğunda ikinci kez yüksek bedel ödeyecek ve ayrıca bu parayı da takas yoluyla değiştirmek veya aldığımız yüksekçe bedelle satmak istediğimizde çok zorluk çekeceğiz.

Koleksiyonlardaki paradan daha temiz olanını bulup değiştirmek işlemi sürekli olarak devam edecektir; ta ki paranın çilini satın alana kadar. Bu bakımdan başlangıçta çil paraya sahip olmak biraz pahalı gibi görünse de aslında en uygun ve en ekonomik olanıdır.

Müzelerin en değerli parçaları
Tuğralı gümüşler
Tuğralı gümüşler günümüzün en nadir bulunan parçalarından. Osmanlılar’da gümüşten imal edilmiş her türlü eşyanın üzerine devrin sultanının, ünlü kişilerinin ya da önemli devlet adamlarının tuğraları vurulurmuş. Şu anda bulunabilmiş en eski tuğra örneği II. Bayezid’e ait.

Ancak her sultana ait en az bir gümüş eşya bulmak imkansız. Bunun nedeni ise Osmanlı ekonomisinde ortaya çıkan bunalımlara karşı alınan önlemler. Bu tuğralı gümüş eşyaların hemen hemen hepsi Yeniçeriler’e ödeme yapmak için eritilmiş ve eritildikten sonra akçe haline getirilmiş.

Hatta saraydaki eritilebilir eşyalar bitince, acilen bir fetva çıkarılarak halktan da eritilip akçeye dönüştürülebilecek eşyalar toplanmış. Eritilen eşyaların bazıları; fincan zarfları, şamdanlar, tepsiler, sahanlar, gülabdanlar, buhurdanlar, at koşumları, şamdanlar, hatta hamam taşları. Eritilmekten kurtulmuş, nadir parçalar ise bugün müzelerin en değerli parçaları olarak sergilenmeye devam ediliyorlar.

Özel koleksiyonların gözde parçaları
Bugünkü antikacılarda bile rastlayabilme şansınızın çok az olduğu bir parça da havan şamdanlar. Bu parçaya havan şamdan denmesinin nedeni havanın tokmağı olarak kullanılan parçanın üst kısmının, mum yerleştirilebilecek biçimde şekillendirilmiş olması.

Havan şamdanları çok eski devirlerden beri Çin’de, Memlukler’de ve Osmanlılar’da yapılıp kullanılmış. Osmanlı devri havan şamdanları genellikle bakır, pirinç, tombak ve tunçtan, çift ve değişik boylarda olmak üzere yapılmışlar. Kullanıldıkları zaman da yani bugünün antikaları olmadan önce de değerli olan havan şamdanları, daha çok konaklarda, saraylarda, camilerde, tekkelerde kullanılmışlar.

Çok sade bir forma sahip olan bu parçaların, üzerinde yazı ve tarih bulunanları ise bugün birer sanat eseri kabul ediliyor. Bu yüzden de bu parçalar ancak özel koleksiyonlarda bulunabiliyor.

Gelenekti, dekor malzemesi oldu
Annem anlatırdı; dedemin babası yani annemin dedesinin en büyük zevki nargile içmekmiş. Akşam yemeğinden sonra büyükdedenin gelini olan anneannem hemen onun nargilesini hazırlar, annemin de içlerinde olduğu evin küçük çocukları da film izler gibi, dedelerinin nargileyi nasıl fokurdattığını izlerlermiş. Dede, iki saniyeliğine oturduğu yerden kalkınca hepsi nargileyi bir kerecik içlerine çekmek için yarışırlarmış.

O zamanlar, sadece nargile içmek için gidilen özel yerler varmış. Şimdiyse yerlerini çoktan sigaralara ya da pipolara bırakmış durumdaki nargileler antikacılarda estetik birer obje, bir dekor malzemesi olarak karşımıza çıkıyorlar.

İlk defa Hindistan’da ortaya çıkan nargileler yaklaşık beş asırdır içenlere keyif veriyorlar. Nargileler; gövde, hortuma benzeyen marpuç, tütünün koyulduğu tabla olan ser, dumanı çekmeye yarayan imame ve bir cins tütün olan tömbekiden oluşuyor.

İlk örnekleri Hindistan’daki “narçil” isimli meyvenin içinin çıkarılıp kabuğuna bir kamış sokularak yapılan nargilenin gövdesi daha sonraları kabaktan yapılmaya başlanmıştır. Kullanımı yaygınlaştıkça porselen ve bronz gövdeli nargileler yapılmaya başlanmış, ardından cam, billur, çini, sırça, hatta gümüşten gövdeleri olan nargileler gelmiştir.

Estetik değerler
Günümüzde kullanılan nargilelerin adi camdan, düz ve işlemesiz gövdelere sahip olması antika nargileleri eskiliklerinin yanında estetik olarak da daha değerli kılar. Nargilenin gövdesinin içindeki su, tömbekinin nikotininin birazcık da olsa arındırılmasına yarar.

Nikotinden arınmış olan duman marpuç yoluyla ağza götürülür. Eski marpuçlar renkli meşinlerden yapılırmış ama meşinlerin dayanıklılık gücü fazla olmadığından günümüzde o tür marpuçlardan bulabilmek imkansızdır.

Bugün ise marpuçlar tamamen plastikten yapılmadır. İmame ise marpucun ucuna takılan ve ağza alınıp emilen kısımdır. Antika nargilelerin imameleri kehribardandır. Şimdiyse imameler de marpuçlar gibi plastikten yapılmaktadır.

Günümüzde nargileler, kullanılışı, hazırlanışı ve taşınması kolay olmadığı için çok az kişi tarafından yalnızca zevk için kullanılır. Yazı dizimizin başında antikaların değerlerinin, o parçayı yapan ustaların günümüzde bulunup bulunmadığına da bağlı olduğunu söylemiştik.

Galiba bu durum nargileler açısından yapımcıları kadar nargileyi içilmeye hazırlayan için de geçerli. Belki de onları bugünün antikası yapan etkenlerin başında artık onları hazırlamaya gelemeyenler var.

İlk kağıt paramız
Kurulduğu tarihlerde kendi parası olmayan Osmanlı Devleti, Selçuklu, İlhanlı, İran, Venedik paralarını kullanıyordu. Tarih kitapları ilk Osmanlı sikkesinin 1326 yılında, Sultan Orhan zamanında Bursa’da basıldığını yazar. Gümüş olduğu için “akçe” adı verilen bu para, o zamana kadar İslam aleminde olan dirhem ve dinar esasından farklı, üçü bir dirhem olan gümüş bir paraydı. Daha sonraları akçenin küsuratı olarak “pul”, “mangır” ve “çırık” adı verilen bakır sikkeler de bastırıldı.

1840 yılında “Kavaim-i Nakdiyye-i Muteberriler” çıkarıldı. Dört bin keselik faizli, 32 bin keselik “muaccelelü” kaimeler tedavüle sürüldü. Kaime uzun kağıt üzerine yazılan buyruk anlamına geldiği gibi, bir şeyin yerini alan anlamına da geliyordu. Gerçekten de uzun bir akğıt üzerine uzunlamasına yazılan buyruklardı ve paranın yerine geçmesi bekleniyordu.

Karşılıksız çıkarılan bu kaimelerin para gibi kullanılması amaçlanıyordu. Ancak elle yazılır olmaları çok kolay taklit edilmelerini sağladı.

Kaime işi Abdülhamit döneminde de yürümedi. İki sene , yedi ay, yedi gün tedavülde kalmış Abdülhamit dönemi kaimeleri bir gün Beyazıt meydanında Padişak ve erkanı devletin huzurunda bir güzel yakıldı.

İttihatçılar da bilinen savaş masrafları gerekçesiyle bu yola başvurdular. Ancak onlar nizamname ile yetinmediler. Kanun-u Mukavvat çıkardılar. Savaş giderlerini karşılamak için 150 milyon Franklık altın karşılığı bulunan kaimeleri piyasaya sürdüler. Kanuna göre bunlar her yerde geçecekti. Buna uymayanlara para cezası uygulanacaktı.

Yeni kaimeler Avrupa’daki kağıt paralara benziyordu. Bir ve beş liralık olarak bastırılmıştı. Savaş boyunca çıkarılan kaimelerin tutarı 160 milyon lirayı aşınca bunların yalnızca iki milyonluk bölümünün karşılığı ödenerek piyasadan çekilmişti. Geriye kalan 158 milyonluk kaime Türkiye Cumhuriyeti’nin başına kalmıştı.

Dolmuşçuluk yaparken başladı
Gazetemizin arşivinde eski para resmi ararken fotoğrafına rastladığımız Demirali Örs de, koleksiyonculuk işine “para” ile başlayanlardan.

Para koleksiyoncusu Demirali Örs, elindeki antika İngliiz parasını Mehmetçik Vakfı’na bağışlamak isteyince, 15. 5. 1995 tarihli Yeni Asır Gazetesi’ne haber konusu olmuştu. O tarihlerde 3 bin 500 paradan oluşan zengin bir koleksiyona sahip Örs, geçimini taksicilik yaparak sağlıyordu.

Osmanlı Mecidiyesi, Eski Yunan Kralı Georgius’un 1868 yılında çıkardığı Yunan parası, 1885 yılına ait eski Hollanda ve 1870 yılına ait eski Kıbrıs paraları da bu koleksiyonun kıymetli parçaları arasında yer alıyordu.

Dolmuşçuluk yaptığı günlerde arabasında kalan eski paraları biriktirmek suretiyle para koleksiyonculuğuna adım atan Örs ailesi, o tarihlerde evlerinde paralarını koyacak yer bulamıyorlardı. Kendisine ulaşamadığımızdan halen devam ediyor mu, etmiyor mu bilemiyoruz. Ancak bu öyle büyük bir tutku ki, kolay kolay bitmez. Hele para koleksiyonu yapıyorsanız, dünyanın en zengin insanı sizsiniz demektir.